Merhaba. N'aber? Bence bu gece her sey...
Cumle yok.
Yok bir sey.
Hey! Kendim! Seni dinlemeye geldim. Ne, cit yok?
Anlatsana, derdin nedir?
Yok.
Çalamıyorsun. Yazamıyorsun. Düşünemiyorsun. Evet, düşünememek nasıl bir duyguymuş öğreniyorsun.
Düzeltelim. Düşünememenin yollarını buldun. ”kasıtlı cehalet”i öğrendin.
Belli konularda düşünememenin bir yolu var. Bedava değil ve verimli bir yaratım yöntemi bulunmuş sayılmaz, çünkü ”zaman” yiyor.
Lokal lobotomi. Internally, self manufactured thought, cluster oriented lobotomy.
Bir düşünce öbeği var, oraya buraya zıplayıp, ona buna kerkinip, ona buna bulaşıp, kendini bulaştırmak için yırtınıp duruyor.
Aynı adı henüz ortada olmayan kahramanlarımızdan birinin yaptığı gibi yapıyorsun: Tam izin. Gel amk diyorsun, bağrınmadan.
Geliyor. Ağlatmasına, güldürmesine, içini burkmasına falan, her şeye izin veriyorsun. Bununla da kalmıyorsun: Sana aşık olmuş birini ince yollu uzalaştırma taktiği yapıyorsun: ”Yetmedi, daha da gel. Daha da dur. Daha da işgal et. Daha da bulaş. Daha da batır her şeyi gerkirse. Sen, benimsin.” diyorsun.
”Sen, benimsin.”
”Seni atamam. Sen de benden gidemiyorsun. Mecburuz birbirimize. Ben sendan ötürü canıma kast etmiş gibi bir hale gelsem de, buna bir çarem olmadığını biliyorum.” o düşünce ve duygu yığınına.
Gitmiyor elbette. Yaşlandırıyor mu?
Dostum, evrende bunu yapmayan hiçbir şey yok. Boomerang, 132bpm'da çalınırken ”Doomerang” olmasın istiyorsan, yaşayacaksın; işkencesini bırak materyallerin çeksin, ruhun da sefasını...
Artık her gün YGD dinlemiyorum. Bunun için üzgünüm. Fakat her gün dinliyormuş gibi hissediyorum. Artık her gün gözyaşı da dökmüyorum, epey zamandır. İstesem dökerim, tutmuyorum ama; kurutmuyorum da...
Birbirimize karşı suskunlaştık. Ben şarkı da söylemiyor oldum ama geçecek gibi hissediyorum bunu.
Ve formülü buldum, enjektörde; havasını da aldım. Evet, noktasal sayılabilecek gibi. Birkaç sivil nöron da ölebilir ama karara varsam, onlardan feragat ederim. Nelerden etmedim.
Kapının aralık kalması, hala kendine yer bulması... Bunlar benim aptallığımdan. Bunu da yok ederim. Bunu yaparsam olacak sivil kayıplar beyin içi sosyal adalet kavramıma uymaz. Geri kalan haksız yere yaşamış ve ciddi bir eziyet ile yüklenmiş olur: Mallıkla. (ya da onun gibi bir şey).
Her güç kaynağının bir kapasitesi var. Her üretim ya da yönetim fasilitesinin bir yeteri var. Ne beyin, ne de kalp; karaciğer gibi, iki mekik ile masajı hissedip, ”eksiklerimi tamamlayayım.” diyemiyor: Kalp kafeste, beyin yaşarken tabut...
Kargaşa bitse, iyiyle kötü bellense; her şey daha kolay. Bunu sağlayamadığım, yeterince zeki ve zekasını strateji gibi sıkıcı mesailere zorlayamadığım için çözemedim. Suçum, kabahatim aslında önce kendime.
Bilmemek daha iyi geldi biraz da... Çünkü gerçek, bombok olabilen bir şey. Yaşadığın rüyada aşk varsa, uyanmak ister misin?
Bak, yine yakalandım. Döneceğini söylüyor. Dönse ne olacak olm? Ve ”ne olacak” zamandan bağımsız değil. Ve enjektör elimde, ve bizi öldürebilirim.
Sensiz başıma geri dönebilirim. Başka olabilirim.
Bunu isteyerek yapıyorum.
İsteyerek yaşıyorum. İsteyerek yaşatıyorum.
Gücüm var. Bırak harcansın, gerektiği kadar, hak ettiği kadar, hak olup olmadığı belli olmayacaksa, sonuna kadar beslerim.
Kendi bilir arsızlaşıp giderse.
--
Piyano gibi bunlar. Sekmeyi öğrenirken alakasız notalara geri dönebiliyorsun.