- kin
bu çok kolay eriyebilen bir şey. insanları anlayamıyorum.
insanları anlayamıyorum, çünki, kinim çok kolay eriyebiliyor.
o adam istiyor, sen kadın.
sen adam olamadın, henüz. o da adam bulamadı, henüz.
şimdi henüz sözcüğünün fonetiği itibarıyla üfledikten sonra ne kadar matrak olabileceğini düşünebiliriz.
her şey, rüyalarımdaki gibi olabilse keşke.
orada bir gücüm yok. çünkü ihtiyacım yok. orada altın sarısı saçların gerçek; zümrüt yeşili gözlerin kadar... hıçkırıklarını saçabilmek için aradığın ama hiçbir zaman bulamadığın oda kadar gerçek.
şimdi de tanrıya isyan edebiliriz. çünkü galiba ondan başka durumunda memnun olan kimse yok.
şöyle başlayabilir: ”’ol!’ dedin, olduk. mutlusundur herhalde ama bir maruzatımız var...”
sırf yazmak için yazıyorum, umarım belli oluyordur. canım sıkılıyor. yapacak çok şey var. çok. ama manalı gelmiyor.
aynı şey gibi: ”Not enough mana!” then, ”...Not in town.”
(belki ’durum’dan o da o kadar memnun değildir. o kime zırlayacak? ihtiyacı mı yok. hmm... belki de mesele bu ve bize de böyle hissetme zorunluluğunun ’yaradılışı’dır.)