- esas boomerang
seni erteliyorum. geç kalınmış da olabilir sonunda.
hiçbir şey olmamış ve olmayacağa bıraktım. kulağıma neler fısıldarlarsa fısıldasınlar. ben yeterince üzgünüm.
yalnızım. çaresizliklere beni maruz bırakan bir aklım var. yalnız başına aklımla baş edemiyorum. yardıma ihtiyacım var... dı.
yoktun. hala yoksun. sadece potansiyel sorun olarak varsın, civarlardasın ve bunun için dua ettiğimi zannetmiyorum. evet, tam öncesinde bir dua etmiştim. belki de yazmışımdır buraya bir yere yakın zamanda ama ben bunun için dua ettiğimi veya şayet yanıtı bu ise ettiğim duanın doğru yere gittiğini zannetmiyorum.
gaddarca bu. yardım isteyen birini daha da yardıma muhtaç etmek ve bunun nedenini söylememek.
*
insanlar garip. sanki hepsi bir seminere gitmiş ve bunu öğrenmişler. 'neden' göstermemeyi bir 'güç' olarak ellerinde tutuyorlar.
çok basit bir kopya bu. çok yakışıksız. tembel işi.
kafamın iyi olduğu bir gün yok. te bu akşam şurup kapaklı ama fena da olmayan bir şarap var, herkesin de bildiği bir şey değil, onu alacaktım ama bana odun getiren gavur abime hissettiğim minnettarlık bunu unutturdu. o da alkol kullanmıyormuş zaten. birbirimizi asimile etmişliğimizin nasılını sorup da çözebilecek enerjisi olsan çözsün. tabii bunu anlayabilecek insan gerekli önce. dayatılmış ama dayatılmadan önce çarpıtılmış değerler kozasından çıkabilecek insan gerek. uluslarının menfaatlerine karşı olası tehditler için başka toplumları çürütüp kendi kendilerine kalitesiz düşmanlar yaratan ve bunu yaparken de o insanların duygularını donacak kadar çıplak bırakaca kadar kültür gardroplarını talan ettikten sonra, kara cübbelere minnet edecek hale getirenlere bir sorulabilir mesela.
sahi, sen neden doyamıyorsun insanoğlu?
bak, ben de doyamıyorum mutsuzken. bugun belki 3 ekmek yemişimdir, katığı hariç. çünkü öyle mutsuzum ki. mutlu hissettirecek en kötü şeyleri yapıyorum. aptal saptal diziler izliyor ve yemek yiyorum. yemek. başka canlıları mideye indirmek. yetinerek değil, sürekli yemek istemek.
yemezsek neden mutlu olamıyoruz; birbirlerimizi...
ben bu akşam bunları yazmak istemiyordum. bir şeyler yazasım vardı. yazacaktım da. tutarlı bir şeyler dahi çıkmadı. kendi yazdıklarımı oturup sorgulasam binbir kusur bulurum. bütün bunlar ayık olmaktan. birkaç gün önce birilerinin ısmarladığı rakının ortamında oturup kafayı bulduktan ve kalan mezeleri katık etmek için alıp evin yolunu tuttuktan sonra vefasız (göt) bir arkadaşa hak ettiğini düşündüğüm bir şeyleri söylemekten başka bir şey yapmadım. zaten daha içerken başım ağrırken sarhoşluğun bir yararı olmuyor ki. kendi kendin, masada en istemediğin insan oluyorsun. yine de teşekkürler. her ne için orada idiysem de sormuyorum, şu an sormayacağım (ara ara sorar benim kafam, sormazsa olmaz.).
auram yükseldi. sanırım para geldiği için. özgüvensiz bir insan olmak. ne yapayım? bana sormadılar bunu. beni ben yaratmadım. sonrasında sorumlu olduğum kısımla ilgili olarak çok da alnım kara sayılmaz. herhangi birinin kümesinden tavuk eksilmediğinden neredeyse eminim.
fakat kaybedilen şeyler bazen kazanılmadıkları için kayıptır di mi?
evet. öyledir. fakat bir başımayım ben. herkes gibi, ben de, beni kimselerin anlayamadığından dem vuruyorum ve bu konuda iddialıyım. iddiamı sikine takan olmasa da iddialıyım. çünkü ben büyük bir piyanist olabilirim. hala olabilirim.
fakat karnımı doyuramıyorum.
üzerine üstlük, artık bundan, hiç, ama, hiç, utanmıyorum.
varlıklı olmayan ben değilim. verdiğim herşey ve herkes.
bana kalmış bir toplum değilsiniz. çevremdekiler de bana kalmış değiller. bana kalsaydınız gayet eminim, çok şımarırdım ama...
hayatlarınız çok daha güzel ve mutlu olurdu.
oha. bunları paylaşmamalıyım. bahçeme kasten çöp atıp, köpeğini kapımın önüne işettiren insanlar var çevremde. daha beterleri de var. beterin beteri var.
gavur abim bana odun getirdi. sordum, ”senden başka gavur var mı civarda?” diye. ”var birkaç tane daha.” dedi. tanımak istedim ama, sanırım beni anlayacak kadar gavur olamaz kimse kolay kolay bu memlekette. artislik için gavur olmak başka bir şey, aklı alaya alan yalanlara kulak tıkayıp, sahtekarlarlıkara er zamanda uyanıp tövbe etmiş gavur olmak başka.
*
suratımın asık olmadığı zamanlarda o asıklığın izi hep yüzümde. öfkeliyim evet ama kızgın olup olmadığımı sordum kendime geçen bir ara... biraz. ama aslında...
aslında ben sadece çok üzgünüm. çok, ama çok üzgünüm.
kişinin, tüm içtenliğiyle, ağlamayı, istemese dahi kendine yasaklama hastalığının bulaşmadığı insan kalmadığı bir yerlerdeyim. bana da bulaştı. henüz kalbime kadar bulaşmadı ama gözlerimi kurutmasına karşı koyamadığım için ve protez gözyaşlarına rağmen kupkuru, hortlak gibi bakan ve yaşayanlar arasında eskitilmekte olduğum için.
sadece sevdiğim halde, insan yerine konmayı bir kenara bırak, azılı düşman yerine konulduğum için.
adapte olamayıp, ayak uyduramayıp, idare edemeyip sevdiğimi kazanamadığım için.
yakışıksızlaştığım için ve belki bu halimle daha çok takdir edileceğim için.
ve bunların hepsini buraya hikaye gibi dökebilecek kadar az sikime taktığım için çok üzgünüm.
insanın yarattığı tüm değerler sorgulanası, evrenin kendi gibi, tamam...
tamam ama, mal varlığı olmayan hiçbir şeyin takdir edilmediği hayatlarınız.
bu kadar ucuz olmalı mıydınız?
şuraya yazdıklarımın baba parasıyla alınmış 0 bir bmw önünde çekilmiş fotoğraf kadar etkisi olmadığını ben biliyorum.
sen?
dürüst ol ve hayal et.
aynen.
bir galeri sahibiysen mesela.. ve dizili otomobillerin önüne çöküp sıçsam ve bu mukaddesstir desem?
gülüyorsun di mi... sinirden mi?
gerçek olmadığı içindir. gerçek olsa duramazdın. o yüzden seninle de yuva kurmak hata olur dersem beni bağışla.
haddim böyle benim.