Ne

Bir saniye, şurada uzay gemisi tamir etmeye çalışıyoruz. Kolay görünüyor oradan her halde yer elmaları!

Böyle güzel, sessizliğiniz. Şimdi bırakın, bir yandan şarkımı söylerken bir yandan da gemiyi tamir edeyim ve tabii ki bir yandan konuşayım. Anlatacağım tabii. Koca evren, kim dinleyecek, dinleyebilecek herkesten başka. Levyeyi uzat. Şşt! Ses yok, uzat levyeyi. Uzamıyor. Hmm, metali yoruldu herhalde.

Dünden sonra ne anlatacağımı bilemiyorum aslında. Olmamış şeylerin sorumluluğu. Yaşının gerektirdiklerine dair beklentilerin heyelan gibi üzerime yığılması... Hala yürüyorum ama çok ağır aq. Toprak ıslak olmasaydı bari ama o zaman zaten heyelan olmazdı. Yağmurdan da geçemiyorum.

Bazen kafamın olmasını istiyorum. Olmuyor isteyince. İçince falan da olmuyor. Her türlüsünü denedim ama iç tarafın ayarları için... Başka levye yok mu? Tamam, o demir olur, onu ver. Bir kere kapağı açabilsem, düzelteceğim. Bir yandan hepten bozmaktan da korkuyorum ama yapacak bir şey yok. Böyle giderse infilak edecek.

Aslında devam ederdi. Bu kadar hasar da görmezdi ama büyüler bozuldu. Büyü jeneratörleri bildiğin sıçışlarda. Alev alacak kadar ısınıyorlar ama girift rotorların senkronizasyonları sikerildi. Nasıl anlatayım ki şimdi? Yok, benim anlatamamam değil mesele, mesele anlaşılır bir şekilde anlatabilmek. Teknik anlatamam, tam olarak mekanik değil; medikal anlatamam, organik sayılmaz; spiritüel tarafı var ama adına büyü dedikse de, mantık dışı değil. Bilme, bağını da ye. Yani gemiyi yeme tabii. Gemiyi yiyen yedi zaten. Problem de bu ve deli prof olmasam da, muhtemelen uzay kıyafeti ile olmasam öyle görünürdüm. Oysa barda fink atasım var...

Ne güzel, evrenin az bir kısmını bilip, sadece oranın dertleri ve keyifleri ile yaşamak. İnsan bilmek istiyor ama bilince de kapasite aşımı yüzünden tatsız tuzsuz oluyor her şey.

Denedin mi hiç, ya da zorunda kaldın mı, bilmiyorum ama evinde sadece ekmek olduğunda, sadece ekmek yemek zorunda kaldığında o ekmeğin tadi her şeyden güzel olabiliyor; çünkü başka bir şey yok. Zihninden yağı damlayan yaprak döner geçirerek o ekmeği yemek istemezsin. O zaman tam deli olursun. Bu bir nevi iyi hissetmek için kendi sanrını kendin yaratmak olurdu. Kendin uydur, kendin ye. İşte, neyse... Küçücük ve güzel sayılabilecek bir dünyada olmayı istersin. Şimdi ben düne kadar okyanusa park edebildiğim taşıyıcımı tamir etmeye çalışıyorum ve genel kimyası su ve tuzdan başka bir şey sayılmayacak bu yüzey sıvısı dışında başka sıvılara da inebiliyor. Oraların kıyılarında ya da adalarında barlar var mı? Tahmin et. Tamam, her ne tahmin ettiysen o olsun. İşte bunları bilmiş, yaşamışken geri döndüğünde, Beşiktaş'a inip, barda demlenmek için eski arkadaşlarının yanına oturduğunda yaşadıklarını anlatmıyorsun. Çünkü... Çöle bile inebiliyor. İsterse tozutmadan. İstese çölü yararak da gidebiliyor. Yani gidebiliyordu.

Şimdi sıçışlarda.

Hiçbir şey bilmiyorum lan ben. Hiç bir şey.

Seyretmeye devam etmem gerekiyor ve aynı yerde kalamam. Bara falan da gidemiyorum. Gemiyi düzeltmem lazım ve yine daha önce gitmediğim bir yere uçurmam. Bu sefer belki herkesin nefret ettiği biri olmamanın ve varlığımın tarihi boyunca üzerine biriktirdiği izleri göstermemenin bir yolu. Büyü jeneratörleri... Offf. Ben bir zamanlar bunları kurdum, yaptım, yaptırdım. Bu kadar basiretsizleşmemin nedeni acaba ne? Adaptasyon bünyemizde eskimek kadar var ve otomatik. Benzer gezegenleri tercih ediyorum, sonuçta oksijen falan... İnsan hayvanı işte ama... Ne bileyim, havasının, suyunun atom yapısında bir minik değişiklik belki dna'yı bozuyor. Milyonlarca yol, kanal var beynin içinde ve tıkanmıştır, damarların birkaçının yamacındaki ağaçlar söküldüğü zaman anlamamışımdır da, damar yoluna heyelan düştüğünde tam biraz anlayacakken, belki de idrak yollarımı tedarik sağlayan damarlarda olmuştur bu. Çünkü gerizekalılaştım. Kıvrak olanlar kıvrak ama olmayanlar... Onlardan haberim yok. 0'dan yaptırsam kendimi. Öyle bir şey evrende yok. Gemi bile eskidi. Her şeyini, kendi kendine ve ham malzemelerden neredeyse ot yiyen ineğin süt yaratması gibi yenileyebilen gemi sıçıyor ve kaldım burada. Galaksi içi bir yerlere gidebilirim ama o kadar ve sonrası ne olur bilmiyorum. Çünkü hatırlamıyorum. Bir de düşman sahibi oldum. Kıskanç varlıklar evrenin her yerinde. Benim gemiyi yakalayamadıkları için kafayı yiyenler, gemiye değil ama direkt bana uyuz olanlar... Benim gibi bir salak nasıl yapmışmış o gemiyi, kendileri daha üstünlerken hem de. Anında ele geçirecekler. Belki bir yerlerde yapmışlardır ama benim gemim kadar şiirsel ve özgün olabileceklerini... mmh, sanmıyorum.

Mekanik anlamda daha güçlüsünü ve daha büyüğünü yapmışlardır. Büyüğü vardı aslında, birkaç defa karşılaştım ama böyle büyük ve kıvrak ve doğduğum köyümün arasine komple gölge yapacak ebatta ve bir tv kumandası kadar takoz bir şekli olduğu halde fıldır fıldır istediği hızda manevra yapıp bir de utanmadan dünya ile birebir hesaplanmış açılarla kendi yer çekimine sahip olan ve utanmadan bir de göleti, kumsalı ve ufak da olsa bir koruluğu olan (değişik güneşlere yakın olunca çok acaip gölgeler ve renkler oluyor, i-na-na-maz-sın!) var mıdır? Bilmem. Ama en güzel benimki. Çünkü istese sineği çarparak öldürebilecek kadar çevik ama duvarda leke yaratmayacak kadar da hassas. Üstelik en az bir balina kadar da duygusal. İster 0 sessizlik, ister jeneratörleri bögürmeye başlarsa, girdiği atmosferin altındakileri istilaya uğramışçasına korkutabilecek kadar naralı.

Ama sıçışlarda.

Ve ben hala kapağı açamadım. Belki de ameliyat etmemeliyim. Bırakıyorum. Şansımıza. Şimdiye dek her şeyi atlattık. Sonumuz geliyorsa da gelsin aq. Di mi balinam? Bak, şöyle yapalım. Burada biraz duralım. Sen de soğut. Ama mesele zaten bu. Büyülerin... Duramıyorlar. Kapaklarını da kilitlediler. Belki kendi kendini iyileştirece, sonuçta onlar da bir arada bir akıl kurulu. Ama ya yanarsalar... Aşırı sıcak ve şu anki değerler tolerans sınırına varmadıysa da bu ilk.

Sen de susuyorsun. Ne desem dinliyorsun ama bana küs olmadığın halde suskunsun. Biliyorum, derdimiz var. Muhtemelen en çok benim yüzümdendir.

Belki de ben kendi jeneratörlerimi gevşetmeli... Gevşetsen? Her birini çekirdeğini gevşetsen? O da olmaz. Bu defa devirler ayyuka çıkar. Belki de hızlı çözüm yaratmak için bu işe yarar, rampayı randımanlı tırmansın diye vites küçültüp gaza basar gibi... Aklımı yitireceğim, benim zihnimi oluşturanlar da senle aynı. Benim yüzümden muhtemelen zaten.

Ben nasıl soğuyacağım? - Adın ne? - Ali - Neden? (hata!)

-

İnelim bence. Yabancı değil nasılsa. Saklarız bir yere kendimizi. Bırak, sert iniş yap. Hatta bana bırak, gireyim şu nehir yatağının oradaki açıklığa. Kendimizi bir tokatlamış oluruz. Kilitlen bana. İndiriyorum, meksika biberi yemiş gibi yanacak bak şimdi.

-

- Tarif edemiyorum. Sanki daha bacak kadar çocukken, senle el ele okula yürüyormüşüz yıllar önce. Öyle yakın ama öyle de yabancılaşmış. Sempatiktim ya, yani düne ve evvelsine kadar. Gözlerinin ışıltısını harlayabiliyordum. Bu akşam öyle değil. Balinam arızalı. Çok mutsuzum, çünkü ben onsuz bir hiçim ve bana yardım edecek hiçkimsem yok. Sibirya'yı çok seviyorum yine de.