Bir güneşe yandım, güneş de bana yandı.
Benimle karşılaştırılması bile abes olacak o koca kütle, benim hayatım ya da yangınım ile karşılaştırıldığında, sonsuza kadar yanmaya mahkum. Ben ise yandım ve bittim. Defterim kapandı ve o kadarıyla da yetinilmedi. Bundan sonra benden yakmak için hammadde bile olmaz. Olması için muhtemelen güneşin beni içine kadar alması gerekir, o basınç ve sıcaklık altında belki tekrar yanardım ama beni nerede bulacak da, nereden kaale alacak da yakacak bir daha. Evrenin saçılan parçalarının arasındayım, bir yıldıza tekrar denk gelme ihtimali her geçen süre daha da azalıyor. Tekrar birleştiğini hiçbir zaman tükenmeyecekmişçesine yanan güneş bile göremeyecek; en azından halen yanıyor olmayacağına bahse girerim. Kazandığımda nasıl haber verilebileceğini bilmiyorum ama umurumda olacak mı?
Yoksa bir mahşer yeri mi var? Ha, evet, onu da biz keşfetmiştik di mi? Yok... Lütfedilmiştik bunları bilmekle, her şeyi yaratan tarafından... Oldu canım. Soğan cücüğü tatlı bir şey. Sen de çok tatlısın böyle düşündüğün için. Soğan cücüğü yedikten sonra kokan bir şey. ...
Bir güneş tarafından yakılan tek kişi değilim elbette. Bu onun büyüklenmesine neden oluyor. Bir araya gelebilen maddelerin yarattığı bir yangın. Bir araya gelmek istiyorlar ama içlerinden bir şeyler, zincirlemeye dönüşecek bir devinim başlatıyor ve yanıyorlar; hepsi. Yananlar, yanıcılar baskın oluyor. Kendilerini yakarak bir şeylere can da veriyorlar. Mavi bir gezegene. Suyunu dışarı uçurmayacak kadar ama donmayacakları kadar. Bir maddenin, daha doğrusu bir karışımın çoğunlukla akışkan kalabilmesini sağlayabilecek bir ortam yaratıyor bu yangının ışımaları.
Sonra ne oluyor. O küçük, kuyruk olmuş bu yangın koşarken peşine dolana dolana gidip duran mavi kürenin üzerinde de olanlar oluyor. Bir maymun türü, kendi türünün en üstün olduğunu beyan edebilecek kadar gelişiyor. Bunu ifade edebildiği ve diğerlerinin ifade edemediğini düşünmesi belki çok saçma ama bir başka koz daha alıyor "eline". Eli var ve bir şeyleri fırlatabiliyor. Öğrendiği en iyi şey, en çok kendisine yarayan şey, kendi bünyesi dışında bir şeyleri kullanarak fiziksel güç deklare edip bununla gezegendeki her şeyin... eee... amına koymak. Kendi yaşam süresi göz önüne alındığında epey bir zaman bu şekilde düşe kalka, kaybola varola gidiyor. Daha önce kendi sonunu getirip getirmediğine dair fikirleri var ama ispatlayamıyor. Aslında nereden geldiğini bile ispatlayamıyor ve sırf bu konuda mutabakata varamadıkları için de birbirlerine girip duruyorlar. Kendilerine en çok benzeyen türlerin kabileler arası savaşlarından öte bir hale getiriyorlar durumu. Her ama hemen her konuda bir kapışmadır gidiyor.
Öyle kaptırıyorlar ki kendilerini buna...
Bugün oluyor. Şunları yazdığım zamanlar geliyor. Minik anlar bunlar. Sonrasını bilebilen vardır. O kişi ben olamıyorum. Ben, cephelerden birinde, hangi taraftan olduğuna bile karar veremeyecek kadar tiksinti ve korku içinde saklanıp, öteki gezegendeki manitasına telgraf çekmeye çalışan budala bir gazeteciyim. Aralarından gitsem yalnızlıktan, kalsam onulmaz bir orospu çocukları silsilesi içindelikten arıza yapıyorum.
Raporlarımı verdiğim tek kişi ve tek kişi dahi anlamıyor raporlarımı. Daha üzücüsü, umurunda bile olmadığını zannediyorum. Benim tahtalarımın eksik olduğunu düşünüyor muhtemelen. Haksız sayılmaz ama bence bu dahi iddialı olabilir. Eksik olmalarını bırak, pürüzlü tahtalar. Kim bilir kaç yerde typo var, kim bilir kaç defa üzerinden geçilmesi gerekir ama hem dışarımdaki hem de içerimdeki savaştan bezmişim. Birilerinin haberlerimi okuması bir hayal ve soluk. Asıl mesele izanımdan bir şeylerin kalıp kalmadığını kendime ispatlayarak su serpmek. Biraz oyalar belki sonu... O sözcük. Kullananlardan ötürü tiksinti duyacak hale geldiğim sözcük... Yazmayacağım o sözcüğü.
Birinin alev aldığını hayal etsene. Filmlerde görmüşsündür. Onlar da sonuçta gerçek hayatta olanları taklit ediyorlar...
O kişi, yanarken, gitmek istediği, sönüp kurtulacağından emin olduğundan yüzde yüz emin olduğu yere doğru olsa bile dosdoğru gidebilir mi acıyla debelenmekten?
Düşüncelerim bu yüzden uzuyor. Birazdan bir kurşun daha yiyeceğim, kızarmamış yerlerim kaldıysa onlar da kızaracaklar; kimin ateş ettiği, kimin kimyasalı püskürttüğü belli değil. Zaten hepsi robot. Drone'lar işte bildiğin, ya da yeniçeriler, sen seç... Napalm yalayacak belki her tarafımı ama uzatıyorum. Tamam uzatmayayım... Nereye gideceğim ki? Sevdiğime dönmek istesem... İstemem mi, hem de nasıl. Ama ne yöne gidebileceğimi bilsem, kaç bin km gitmem gerektiğini bilmiyorum. O nerede? Onu da bilmiyorum. Diyelim bir mucize oldu, canlı kaldım kıyıya köşeye inanılmaz ötesi bir korkaklıkla saklanarak ve ulaştım kendisine... (çok büyük çoğunluğunuz korkak ve namertlerin soyundansınız, biliyorsunuz di mi? Cesur ve mert olanların hepsi aptallıklaryla birbirlerini geberttiği ve saklanan korkaklar sadece üreyebildiği için. Her neyse...) Beni daha normal halimde bile görmüşken bırakan kadının karşısına bu halde çıkmak...? Oooo, hatırlıyorum, hiç de erkeksi değil: "Sana ihtiyacım var adam olmak ve bir şeyleri başarmak için. Sensizken elim ayağım kesiliyor."...
Herkesin birbirini yakmaya ant içtiği dünyada, bunu söyleyen bir adam. Ahahah. O zamanlar da uzatıyordum. İspat çabası, eline yüzüne bulaştırmalar... Tahtalar gitti benim. İskelet de yanıyor. Ben daha fazla oyalanmayayım.. Ne anlattığımı unuttum. Keşke sarhoş olsaydım da bahanem bu olsaydı. Burada kolonya bile yok!
Hah, hatırladım. Üstelik aradan çok da zaman geçmeden. Nedense birleşmek isteyen varlıklar olup, birleştikçe birbirimizi yakıyoruz ve sonumuzu getiriyoruz. Güneş gibi. Evrende yiyeceği haltın sonunun boktan olacağını, yanmak, yok olmak olacağını düşünmeden hareket etmeyen bir şey var mı?
Ben ikimizin gizli bir alternatif olmasını isterdim. Örnekleri vardı, biliyorum. Onların soyu tükenmesin istemiştim.
Şimdi bu benim de sıkıştığım cephelerdekilerin hepsi gitse yine bir şey yapamam. Çünkü sevincim kalmadı. Sevincim yanımda olsaydı, burada bir kuyu kazardım, tulumbayı çakar, pompalar durur ve yeniden yemyeşil yapardım her yeri. Yaşama sevinci için pompa çok önemli.
Evren bunu istemiyormuş, dağılan spiralist yapıya aykırıymış..., çok da sikimde olmazdı, çalıp çalabileceğimiz bir ömür, sonrasını bileni bilen yok. Sen istemedin, ben de anlatamadım.
Uzatmayayım, ya da uzatayım; kafaya takayım ya da takmamayı kafaya takayım... Kendim çalıp kendim oynadığım için bir problemin kendisi dışında bir problem yok. Ellerim tamam da, gönlüm yandığı için, anlaşılır değil ifadelerim. Yananı anlamaya çalışırken yanmamış mıydım...
Benim dünyam hâlâ cennet. Zor ama. Böyle olmaz.
Kolonya mı?