a

Bu gece bir bok yazmak istemiyorum. Bir bok gelmiyor aklıma. Ya da sadece bok geliyor aklıma. Ama bok mu, artık anlayamıyorum da... Ayrıştıramıyorum. Yaşadığım ortamdan kaynaklı olabilir. Her şey süslü, herkes süslü. En çapaçul benim. Belki de bok benim. Belki de kalan herkes bok. Ya da görüntülerimizi siktir edersek; hepimiz bokuz.

Başlık bok olsa daha iyi olabilirdi ama... Ama bokun adını koymaya gerek var mı? Zaten kokusu ile, tipiyle belli etmiyor mu kendini. Peki ya üşüşen sinekler... Onlar da mı bok yoksa? En çok boktan çıktıklarına göre.

Bok dediğin gübre olur, çiçek falan yetiştirirsin. Neden demet demet bok taşıyor herkes birbirine ve neden bu uzattıklarına karşılıklı figen muamelesi yapıyorlar?

Galiba ben üşüttüm. Galiba herkes iyi, ben bok. Ya da herkes iyi, ben de iyi olacağım ama bok gibi görmekten vazgeçmeliyim.

Hayır, evreni kurtarmaya niyetim yok. Tanrı ile baş edemem. Karşıma çıkamaz, anlatılanlara göre çıksa da benim bünyem dayanmaz. Bu kadar karışık olması gerekiyor muydu? Gerekmiyor olsaydı piyanonun seksen sekiz tuşlarından sadece, ne bileyim, seksen sekiz şarkı falan çıkardı.

Ama işi zor. Altından kalkamayacağı yükün altına girmiş gibi. Tabii benim tahayyülüm yetmez buna di mi... Yetmeyecek şekilde yaratılmışım. Güncellemeler hep nesilden nesile gidiyor, yapay zekadaki gibi. Ve her güncelleme ile çaktırmadan kısıtlamalar ve sansürler...

Of be evren, eninde sonunda tüm küfürler senin sonsuzluğuna dahil oluyor. Her mevsim de Nisan yağmuru yağar mı be?...

Birkaç zamandır hep bok. Çeşmeden akan su da bok, yıkanmak da para etmiyor.