aura

bu akşam bütün meyhaneleri dolaşmadım. İstanbul'da da da da de ği lim.

Kekeme olmak istersen bu çok kolay. Tüm korktukların başına gelebilir. Yeter ki korkmak istediğin şeyin yaratabilecdeği korkuyu öğrenmeye çalış. Evet, öğrenmek her zaman iyi bir şey değil. 
Ve bazı öğrenimler, elde bulunan ve belki henüz tarifini yapamadığın başka şeyleri götürebiliyor. Bazen bunun geri kazanılması imkansızlaşabiliyor. Ya da geri kazandığında eskisi kadar duru ve kolay olmayabiliyor.
Bunları muhtemelen birileri daha önce düşünüp incelemiştir, elemiştir, anlatmıştır vesair.
Ben bu yüzden okumayı sevmeyebiliyorum. Hele de, her nasılsa, bir zaman(lar) bir şekilde kafayı yorduğum (yani düşündüğüm - yorulmak burada bir deyim gibi: Düşünmenin yorgunluğu düşünürken olacak hale gelene kadar epey bir yüklenmek gerekiyor zihne. Şayet ittire kaktıra değilse, gelişigüzel gidiyorsa; yani, oyun gibi gidiyorsa, bunu yaparken (düşünürken) yorgunluk hissetmiyorsun. Karışık konu, belki sen de düşünmüşsündür. Çoğu insanın düşündüğünü zannetmiyorum ve bu parantezi, içindeki parantezleri de hapsederek kapatıyorum. Umarım dağıtmış olabileceğim zihninde bunların bir paket olarak ayrı yere koyabilir ve öncesine devam edebilirsin. Umarım ben de kafa yorgunluğumun vırvırlarını dinleyip vazgeçip yarıda bırakmam.) konularla alakası olduğunu hissettiğim ya da duyduğum bir şeyler ise.
Neden?
Bir şey mi sanıyorum kendimi? Evet, elbette, ama konu bu değil. Mesele görüş açısı ve tonlar ve bunları işleyiş ve her ”karakterin” kendi perspektifinin ister istemez yaratacağı kısıtlanmışlıkları, gedikleri ve kusurlarının kaçınılmazlığı. Mesele bu, böyle bir şey.
Kahvede bayat bir çayın hesabını yapan Remzi Abi'nin ağzından duymayı istemeyebilirsin hiçlik felsefesini, fakat bir ara böyle şeylere kafa yorduysa, Friedrich'in atladığı bazı enteresan şeyler duyabilirsin. Yani bence böyle.
Her neyse. Bu gece konu aura mı? Yoo. Değil. Neden? Bilmiyorum. Peki dağıttığın konuyu topladın mı? Ana konuya döndün mü? Emin değilim.
Bakasın var mı? 
Yok.
Yazasım var ama kafam yerinde değil. Evde mi oturmalıydım bu akşam.
Ben biraz kusayım...
Burası yeryüzünün acaip bir yeri. Her yeri sinek bastı. Tolstoy romanlarındaki gibi değil ama yine de sinir bozucu. SAvaşmaya değecek gibi görünmüyorlar ama yiyorlar ve yapışıyorlar. Karasinekler insanlara çok benziyor espritüel yaratıklar. Taşşak geçmeyi pek seviyorlar. Kovalarken ”Sen beni mi yakalayacan lan inek!” diyip, meydan okur gibi ağzına ağzına da gelebiliyorlar insanın. Bu sene benim kanım da tatlı herhalde. Kimse, ama hiçkimseyi sinek kovarken ya da sineklerden rahatsız olurken görmedim. Bende bir dangozluk mu var diye kıllandım bir ara. Belki de sinekler yok ve ben öyle zannediyorum...?
Yok. Avlarken beni görüp, acımasız olduğum için beni eleştiren bir arkadaşım var. Evet, iyi bir insan kendisi. Yani öyle görünüyor şu ana dek (Bittabii şüphelerim var; olmaz mı...). Ona konmuyorlar. Belki de rahatsız olmuyor.
Belki ben abartıyorum ama neyi sevmiyorsam bana geliyor ve bundan çok usandım. Sevmediğim saçmasapan bir kuş var mesela. Sesi de berbat ve bulunduğum yere taşındığımda civarda o kuştan bir tane bile olmadığına yemin edebilirim. Geldiğim yerde vardı. Doğudan batıya doğru gelen, sünepe, aile kavramı iki tane dalı üstüste koyup, geri kalanı o dalların altı, üstü, her yeri dahil sıçmıklarla kurulmuş, yavrusunu çok siklemeyen ve iğrenç ötesi, gıcık mı gıcık, hiç bir özelliği olmayan, ortalama ama ortalamalığı ile boktan bir sesle sabahın köründe tam ben uyanırken öten (buna da ötmek denirse tabii) rezil bir yaratık. İnsanın dibine kadar gelecek kadar sünepe, yapışık, ancak elinle tutacak kadar yaklaşırsan az öteye uçan boktan bir kuş. Sevmiyorum ben kuşu. Akbabaları, kargaları, hatta penguen yumurtalarını, tosbağa yavrularını yiyen martıyı bile severim ama sünepe yaratıkları sevmiyorum. Ve bunlar hep beni bulur ve angaje olmasın diye dua edip saklanır halde bulurum kendimi. Bir şey yapamıyorsun ki aq?
Sadece kuş değil. Bunun insan versiyonları. Bunlar daha da boktan. Baş etmesi namümkün. 
Erkeklerin boktan bir yönü var. Evet, hemcinslerim oluyorlar ama boktan yaratıklarız ve bazılarımız daha da boktan. 
Bazıları...
Biri sana kur yaparken görünce, normalde istemeyeceği o dişiye sulananlar mesela. Evrimleşmişiz ve yeryüzünün en yüce varlığıyız ya biz. İşte ben bunu diyene en şakşaklısından, başparmağı aradan haykırırcasna, yırtınırcasına çıkmış bir ”Nah!” çekiyorum. Belki sesi oraya kadar gelmiştir. 
Özetle sünepe yaratıkları sevmem. Auram yükselmiş olmalı, sinekler sadece beni yiyor.
Belki herkes gibi, belki biraz ya da daha biraz fazla, götüm kalkmaya müsait. Ama bilecem kendimi. Yani en azından bunu bileceğim ve kararsılıklarımla kendi hayatımın 'karar'ması için bilinçdışım elinden geleni ardına saklayacak ve uygulayacak.
Ben, ne yaparsam yapayım, yalnızlığıma devam edeceğim. Kaybettim ben; beni iyi edecek ve benim iyi edeceğimi kaybettim.
Bu yüzden, sonsuzluk, sonsuza kadarlık... Bombok olmasa da, arada yüz güldürecek olsa da sike sike, hatırlatıp sikerte sikerte...
...kederli.