sindirik

Bugün, dünden önce geliyor burada. Çünkü dün aşağıda, bugün yukarıda. Oysa devam etsem durmadan, yarın da aşağıda olur ve tarih böyle de bir şey olabilir mi? Biz guguklu saatlerin ibrelerini hep aynı yöne, hep kendine, kendi adını dahi verebilmiş yöne döndürüyoruz diye zaman hep böyle mi yapıyor? En azından zik-zak yapmıyor mu? Ben yine de biz çizgi koyayım o/araya, en azından alta attığımız dün, bugün ve yarınlardan yerini böyle ayırsın. Kendi içlerinde nerelere gidiyorlar kimbilir bunlar...

Geri girip çıkmak? Ve tekrar girmek...

İnsan girip çıkabiliyorsa, veya tersine hukmedebiliyorsa*, zaman neden aynısını yapıyor olmasın. Sadece yataklık mı etti bunlara zaman, bunca zaman...? Başını sonunu bile kendi belirliyor ya da belirlemiyor, göt. Daha bize “nasıl oldu”ğunu söylemedi -belki ayan beyan ortadayken-; her biri eskimek, en azından bunamak ve eninde sonunda yok olmak zorunda kalan ve zamanı da hesaplayabildiğini zanneden beyinlerimize doğduktan sonra anlatıp öğrettiklerimiz ise hala düzlemlere sıvanmak zorunda olan analitikler; alti tane dosdogru direkleri ile...

Ben niye bunlardan bahsediyorum, dünün üzerine basıp şimdi? Çünkü bugün, daha doğrusu önümüzdeki 1-2 saat özel bir şey yapmak istemiyorum. Boş boş anlatmak istiyorum ama boş yaparken nasıl bir konuya girdim. Şaşırıyorum ama yerini bilsin bu şaşkınlık. Bir bok olması lazım şaşırmak için. Değer görmesi lazım, yoksa, kendi kendine şaşır dur; ne gereği var da başka gözlerden, başka beyinlerin içine sirayet etme hakkı yaratıyorsun?

Ama bugüne kadar kim, neyi, ne için yapmış ve bunların ederi nedir, ne olmuş, ne halde?

Yorulacağım şimdi. Çünkü konu kapsamı ve parametreleri...

Tanrım, zeka yaratmaktayız bir sürü, sanki kendimizinki ile baş edebilmişiz gibi. “Supply” yetmeyen beyinlerimiz için benzerlerimizi yaratıyoruz. Gerçekten gerek var mıydı ki buna acaba... Daha mutlu muyuz 20 yıl öncesine göre...

-

O zaman şöyle olsun. Yaratayım bir kendi dünyamı mesela. İçindekilerin mutlu olduğunu söylediğim hayali dünya. Tamam. Heh, eksik kalmıştı, o da olunca... Raporunu da alırsın, olur mu?

Olmaz, öyle değil. Simülasyon yapıyoruz, yoksa çok şükür ki, sessiz sedasız oturan ve işime, kafa durumuma karışmayan (karışsa, daha beter olacağımı biliyor sanırım) Winston Churchill’in, oradaki, varlığı benim bahsettiğim şeyle alakalı değil. Orası apayrı bir konu. Bu simülatör bizi gerçeklikten koparmayacak. Değil mi Mr Churchill? Yoo, arama motorlarına oynamıyorum. Seni kim hatırlar zaten aq. Ayrıca arama motorları bunları yemiyor artık, sadece ve sadece delirmekle ilgili barışıklığım için senin olmayan varlığını kullanıyor olabilirim. Ve ayrıca, hani diyalog yoktu. Bugün kimin yanında otursan onun kendini iyi hissetmemesine neden olacak bir şeyler söylerdin ve bu yüzden muhtemelen bugün kimse seni civarında istemez. Boka sarmışlığa fazla alışkınlar ve bunu hatırlatmanın sonuçları pek de iyi olmayabilir. Yine ayrıca, sen hiç toy olmadın mı? Olmuşsundur. Ve her neyse; en azından seni yanıma davet edecek cesareti gösterdim. Bunu sayıyor musundur? O zaman ezme beni. Zaten yeterince tanışmıyoruz ve buraya hortlayışının yaşını dahi belirlemeye zahmet etmediğimiz için hitap sorunumuz da mevcut. Ve, bir sürü olacak sanırım bu ayrıcalar, ayrıca, ne kadar olgunlaştın ya da çocuklaştın ortalıklarda yokken? Nereden bileceğiz ve bunları belirleyecek beyin....

Heeey! Başka bir simülasyon yaratacaktık....

Konu nereden buraya geldi hatırlayabilirim. Yukarıdaki satırlara göz atmam yeterli olur ama yapmak istemiyorum ve nedenini de merak etmiyorum. Cahilliğin mutluluğu ile biraz dinlenebilir miyim?... ki, acaba,...?

Te, ne zamandı aşağısı?...

o zaman kesip koparayım, 3 günlük mikro takvim ve son günü belki boş sayfa; koparanın olsun.

---

Sindirilmişlik mi bu yaşadığım?

Değil aslında ama mideye indirilmişim aq.

Asidin içinde tepiniyorum.

Nerede bunun ülseri, bulsam, yırtsam...

O zaman da boka düşerim; sıçılsam da kurtulsam...

Hemen hemen hepsi, canlı canlı canlı yutulmuşların,

Kabullenmişlerin ve bir köhnenin bedeninin kanına karışmaya hazır kabullenişlerin,

Ergimişlerin içinde yüzüyorum.

Direnmeye davet, beni eritenlere gayret,

Yaşadıklarım bir bana hayret.

---

”*”: Girilip, çıkılabilmek.

P.S.: uf!