Bugün neden dışarı çıktım? Neden dışarı çıkıyorum, neredeyse 2 günde bir? Normal bir insan için çok değil mi zaten bu? Zaten yeterince insan yok mu dışarıda, neden yuvalarından çıkıyorlar? Hem yuvaları var. Kendim için hala emin değilim, bir deliğim var mı benim?
Ne saçmalıyorum, nereye metafor ve semboller püskürtmeye çalışıyorum paslanmış lügatımla? Her şey pompa için değil mi? Oh! Alçalınca rahatladım. Bu yükseklikten düşersem o kadar bir şey olmaz.
Tek cümle olacaktı. Bugün öyle bir şey yazacaktım, belki tumturaklı... Cama da yazdımdı, hazırdı valla: ”Senin tuttuğun gözyaşlarını ben döküyorum.” falan... Vah yazık.
İtki oluyor, dışarı çıkmak. Bir tur atmam, bir tanıdık ya da tanımadık ile anlık göz göze gelmem yetiyor. Neye? Hatırlamama. Evet, unutkanım. Hayatım sikiliyor bu yüzden. Unutkan olduğumu saklamak içinmişcesine boş konuşurken bazen zihnimin bana bir şeyleri unutturan (göt) tarafı bir anda çelmeyi takıyor sosyal çukura yuvarlanayım ve birierini gömmek isteyenler küreklerini alıp neşeli çığlıklarla beni gömmeye başlasınlar diye. İnsanın kendine yaptığı kötülüğü...
Neyi hatırlayacaktım? Bunun için tekrar dışarı çıkmama gerek yok sanırım, en azından bu akşam. Zaten dışarıdasın, hatırla. Tamam tamam. Ne kadar dandik varlıklar arasında bulunduğumu. Evet. Üzgünüm. Kendimi buna dahil edemem, çünkü bu kritiği yaparken bir kurban olduğumu biliyorum. Şanssızım. Yeryüzünün en şanslı olabileceğim coğrafyasında ve imkanlarında doğmuş olsaydım benden belki yine bir bok olmazdı, kimbilir. Bu da bir gerçek gaz ve lamba. Gaz lambası da bir gerçektir. E, üzgünsün; çünkü kendin için?... Evet. Utanmıyor musun bunu buraya yazmaya?
Burası benim çöplüğümdü ya... hani...
E, tamam da, yerküreye mal edebileceğin bir yerdesin.
Tamam ya, siktimin komplekslerinden ben çıkmayım hiç, bir laf edemeyim hiçbir şeye zaten!
Bu saatten sonra bir de piyano çalacakmış... Götüm.
Aaa, aklıma geldi bak. Sen bir sussana, ben bir şey diyecem. Puşt diye bir kavram var sevgili. Ta küçüklüğümden beri duyardım, manasını da bilirdim ama ruhum pembe götlü olduğu için bu tip boktan gerçeklere burun tıkardı hep.
Bazen gerçekler burundan başka bir yerlerden de ”zerk” olabiliyor bünyeye. Ve bunu buraya yazmak istemiyorum. Ceasını veremeyeceğim bir şeyin reklamı olacak. Övünür bununla ”insan” kavramnını bok etmişlerin soyları. Ama öyle değil. Diğer türlüsü de var. Hani, itin götüne iki sokup bir çıkarmak diye bir deyim vardır. Pek güzel yapılabilir ama...
Ama ben piyano çalmak istiyorum. Bir nota silsilesini kulağıma hoş gelecek şekilde çalabildiğimde dünya benim oluyor. Aşk gibi. Çalamadığımda yaşadığım da acısını çektiriyor. Ama her seferinde en azından şunu biliyorum: Hata o güzel enstrümanda değil; bende.
Bunu size bağışlamayan yaratıkları saymayın, çünkü: Var olsaydılar, var olurlardı. Yine de kendinize ne kadar ”yok” olup olmadığınızı hep sorun. Ben hem kendime hem de tuşlara ve bazen önüme gelen her şeye soruyorum.
Çünkü seviyorum. Var içimde.