ben bir sey. ben? yine mi sen? hep sen, hep ama hep sen. ben? evet, sen. peki hangisi, ne, bunlarin?
"seems like a touch, touch, too much"
firtina gibi esebilecegim, ya da en azindan doya doya kendimi oyle zannedebilecegim bir gece acaba ziyan mi olacak? caliyorum. evet. soyluyorum. evet. yaniyorum. hem de nasil!
peki bana ne oluyor amk? ilmek boynumdayken dans ediyorum. cellat ilmegi sikiyor, "bi kiprama lan!" der gibi; ben "tamam, zaten pist de dar. boyle de olur." diye oynamaya devam ediyorum.
bagli oldugu bir ev olmayan kulubesinin onundeki urgana tasmasindan baglanmis ama sanki magic mushroom yemis mutlu bir it gibiyim.
gerizekalilar moralimi cok basit seylerle bozabiliyorlar. bak, simdi de oyle oldu. olmamasi gerekiyor ama uzerimdeki olu deriyi kaziyip, cebine koyup bunu kar sayan "mal"lara katlanamiyorum. katlaniyorum. katlaniyorum ama katlanmaya degmeyecek bir seyi naparsin? mesela sinek? cakarsin bir tane verdigi rahatsizliktan ozur dilerken de vizildayarak kafa siktigi icin.
her neyse. keyfimin amina koyulmasini istemiyorum. hatta bu kismi silebilirim. zaten ortalikta kusursuz daireye cuk oturacak mukemmellikteki neticenin sahibi yok. ben onun icin mi buradayim? e, herilt yani. neyle oyalayacagim kendimi?
gelmissin, ya da buralardaymissin... ama... ama ne yapabilirim. atacagim her adim bana; yolsuzluk, susuzluk ve elektrik yoksunlugu olarak geri donmus. e, ben de insanim. yani hotorot degilim. hotorotler laftan anlamaz. ben laftan anlamaya calisiyorum. belki de burada anlasamiyoruzdu. belki laftan anlamayan adam istiyorsun. bilemem. carpiklasmasin diye bu sikko 21. yuzyil beserinin arasinda gotumu yirtindigim mantigima aykiri. yapmadik mi mantiksiz cok sey. hemen hepsi mantiksizdi. ama dogru mantiksizliklar degildi. onlarin da bir uyumu olmali. dagiliyor. hakliyiz.
bir de degisen seyler olumlu olmadi ki? geberi... ne anlatiyorum ben ya. neden sana anlatiyorum... anlatmiyorum. zaten haberin olmasin diye elinde olsa beni baska bir galaksiye gonderirdin.
bu gece cikmasaydim daha iyiymis. ya da yakinimda, insan yerine kondugum yerde iki bira ataydim daha iyiymis. buraya bir zamandir gelesim gelmemeye basladi. hem yuzgoz olmaya meraklilar, hem de samimiyetsizlik akiyor hepsinin her tarafindan.
calismaya devam etseydim daha iyiydi. ben niye mi yaziyorum. yaziyorum iste. el aliskanligi. bir manasi olmasi gerekmiyor. cikarsa bahta.
ne hulyalaniyorum biliyor musun? burada otururken, burada oturmayayim diye olan seyler... mesela tam elimin sirt kismina, tepedeki agacta uyuklayan kusun sicmasi. evet, bu oldu az once. simdi de, butun manzarasi ben olacak sekilde hizalanmis bir masaya oturan bir at yarra geldi ve telefonundan reel yuvarliyor, sesi duyulacak sekilde. baska seyler de oldu. "expose" etmek istemiyorum mekani simdilik. var laflarim, tutayim biraz.
peki ne geldi aklima, hangi "wishful thinking"?
soylemem. iyice salak yerine koyarsin. sevmek salaklik. guzel hayaller kurmak ve bunlarin gerceklesmesini ummak, salaklik. olmayacak isler pesinde kosmak gibi sevmek.
beni rahatsiz eden sey su: bir turlu, kendimi belli etmeden soz dizemiyorum. ergen gibi. burada da boyle. anlatsana bir hikaye, kendini katsan bile (ki yapmayan olamaz; ne yazarsa yazsin biri, ne kadar iyi yazar ise yazar olsun, ille kendi olur icinde yazdiklarinin. bunun bir caresi yok. belgesel yazsan yine yok.) belli olmayan bir hikaye yaz. orada karsilastigin, yasadigin seyleri, sanki hayatinda hic gormemis gibi, sanki hicbiri aslinda senin dusuncelerin degilmis gibi dok gitsin aq. hem govdeni acmamis olursun, yerli yersiz atilmaya yer arayan yumruklara.
naylondan kul tablasi mi olur aq.